• Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet BAHÇELİ ile görüştük.
    Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet BAHÇELİ ile görüştük.
  • YAPAY ZEKÂ, ÜÇ BOYUTLU YAZICILAR, VS  VE  MİLLİ EĞİTİM DÜZENİMİZ
    YAPAY ZEKÂ, ÜÇ BOYUTLU YAZICILAR, VS VE MİLLİ EĞİTİM DÜZENİMİZ
  • TALEBİMİZ  1.700 BAKANLIK MAARİF MÜFETTİŞİ KADROSU
    TALEBİMİZ 1.700 BAKANLIK MAARİF MÜFETTİŞİ KADROSU
  • MEB Teftiş Kurulu Yönetmeliği Yayımlandı
    MEB Teftiş Kurulu Yönetmeliği Yayımlandı
  • Danıştay Bakanlık Maarif Baş Müfettişliği Alımının Yürütmesini Durdurdu
    Danıştay Bakanlık Maarif Baş Müfettişliği Alımının Yürütmesini Durdurdu
  • Kongre Otel Bilgileri
    Kongre Otel Bilgileri
  • Kongre Düzenleme Kurulu
    Kongre Düzenleme Kurulu
  • Kongre İçin Önemli Tarihler
    Kongre İçin Önemli Tarihler
  • Kongre Teması
    Kongre Teması
  • Kongreye Davet
    Kongreye Davet
YAPAY ZEKÂ, ÜÇ BOYUTLU YAZICILAR, VS VE MİLLİ EĞİTİM DÜZENİMİZ
Nermin TAŞÇIOĞLU Nermin TAŞÇIOĞLU nermint@temsen.org.tr

Pek de özel olmayan tarih okumalarında, adları halen, sergiledikleri tutumla anılan Devlet adamları ve komutanların yetişmiş insan kaybına asla onay vermedikleri, bunun yerine telafisi mümkün olan teçhizat, makine, silah vs yitirmeyi göze aldıkları, neden böyle bir tercihte bulundukları sorulduğunda da “yetişmiş insanın yerine yenisini koymanın neredeyse mümkün olmadığı” yollu açıklamalar yaptıkları bilinmeyen bir husus değildir. Tarihte birçok devletin çözülüşünün “çocuk ölümlerinin artması” (bir ülkenin geleceği olan nesillerin canını/sağlığını koruyamaması) ve “eğitim ve öğretimde kalitenin düşmesi” (bir ülkenin geleceğini kendi hedeflerine, kendi ve uygar dünyanın isterlerine uygun örgütleyememesi) gibi olgular üzerinden gerçekleştiği de, tarih bilgisi dağarımızda yerini almıştır. Bu haliyle eğitim ve öğretimin örgütlenmesi, bu örgütlenmenin amacına uygun bir biçimde denetlenmesi, bir ülkenin bir devletin varlığını koruyabilmesi için “olmazsa olmaz” koşulların ilk sırasında olan, vazgeçilmesi, günlük/aylık/yıllık politik (geçici) dalgalanmalara teslim edilmesi mümkün olmayan bir koşul, uzun soluklu bir koşudur.

Milli Eğitim Bakanlığının sorumluluk alanına giren, toplumda telafisi imkânsız zarar ve acıların yaşandığı bir olayla ilgili bir haberin medyada yer almadığı gün olmuyor desek abartmış olmayız. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığınca yürütülen eğitim politikaları ve sisteminden memnun olan yok gibidir. Oysa Milli Eğitim Bakanlığı, toplumun hemen hemen tüm kesimlerini içine alan örgün ve yaygın eğitim ve öğretim hizmetlerini layıkıyla yerine getirmekle sorumludur. Milli Eğitim Bakanlığı, Eğitim sistemini Anayasamız ile güvence altına alınmış olan eğitim hakkının her vatandaşın kullanabileceği şekilde ve sürdürülebilir bir kalite anlayışı ile tasarlamak, bu felsefe doğrultusunda belirlenen eğitim hedefleri ve politikalarının il, ilçe ve okul düzeyinde uygulanabilmesi için etkili ve verimli bir denetim hizmetini sunmak zorundadır. Bu zorunluluk, bir varlık/yokluk sorunu bağlamında gün’ün ve geleceğin müreffeh düzeyinin yakalanabilmesi için de kendisini dayatan bir zorunluluktur. Ancak resmi ve özel olmak üzere toplam 4.987 anaokulu, 22.635 anasınıfı, 25.211 ilkokul, 14.413 ortaokul ve 325 yatılı bölge okulu ile temel eğitim alanında, 3.277 Anadolu lisesi, 607 fen ve sosyal bilimler lisesi, 65 spor lisesi, 79 güzel sanatlar lisesi, 1.040 özel temel lise ve 1.400 Anadolu imam hatip lisesi ile genel ortaöğretim alanında, 2.750 mesleki ve teknik Anadolu lisesi, 92 mesleki ve teknik eğitim merkezi ve 785 çok programlı Anadolu lisesi ile mesleki ve teknik ortaöğretim alanında, eğitim ve öğretim faaliyetlerine devam eden, 1 milyon 100 bin çalışanı ve 18 milyona yakın öğrencisi bulunan olan Milli Eğitim Bakanlığında etkili ve verimli bir denetim hizmeti sunulamamaktadır.

MEB’de denetim sistemi yapboz tahtasına dönmüş, bir veya iki yıl arayla sık sık yasal düzenleme yapılmış olmasına rağmen yapılan düzenlemeler sistemi iyileştirmek yerine iyice içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Eğitimin denetimi yapılmamaktadır. Denetimler kurum denetimi adı altında sonuç odaklı, evrak üzerinde var mı yok mu şeklinde yapılmakta olup, eğitim ve öğretim sürecinin bizatihi kendisi denetlenmemektedir.

Sınıf ziyaretleri ve ders denetimleri kaldırılarak yönetici ve öğretmenlerin alanında uzman Maarif Müfettişlerinin rehberliğinden, bilgi ve tecrübelerinden yararlanması engellenmiştir. Bu durumdan en çok mağdur olan özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki kadrolara ilk atanan öğretmenler ve yöneticiler olmuştur. Bu bölgelerde görev yapan öğretmen ve yöneticilerin çoğu eğitim –öğretim, yönetim işleri başta olmak üzere birçok işi el yordamıyla yapmakta, yapmak zorunda bırakılmaktadırlar. Gerek ders denetimlerinin kaldırılmış olması gerekse çoğu ilimizde Maarif Müfettişi bulundurulmaması / yeterli Maarif Müfettişi olmamasından dolayı öğretmenler ve yöneticiler mesleki gelişimlerini ve yeterliliklerini artırmak açısından gerekli mesleki rehberlikten mahrum bırakılmaktadırlar.

 

Geniş katılımlı ve her yönüyle tartışılarak ortak kararların alındığı Milli Eğitim Şurası sonrasında toplumun her kesimi tarafından benimsenebilecek bir müfredat değişikliği yapmadığı için eleştirilen Milli Eğitim Bakanlığının, sınıf ziyaretleri ve ders denetimlerine son vererek müfredat değişikliğinin sınıfta uygulanıp uygulanmadığından nasıl haberdar olacağı da bir muammadır. Denetim sonrasında izleme ve değerlendirme yapılmamaktadır. Geri dönütlerin alınamadığı, geri dönütlerin alınamaması sebebiyle ortaya çıkan sorunların bilinmeze terk edildiği açıktır. Dünyanın 3D yazıcıları, yapay zekaları, yazılımların ufkunun sonsuzluğunu, insana ihtiyaç duymadan sonsuz bir enerji ile iş yapma kapasitesine ulaşan robotları konuştuğu ve bu yönde eğitim öğretim sistemini yeniden gözden geçirdiği bir Dünya ortamında, ülkemizin henüz eğitim öğretim sistemini yerleşik bir düzeye getirememesi, bu haliyle dahi bu sistemi denetleyememesi anlaşılır ve açıklanabilir bir durum değildir.

Denetim adı altında sunulan/(günlük-geçici politikalar sebebiyle) sunulmak zorunda kalınan hizmetten ne hizmeti veren Maarif Müfettişleri ne de hizmeti alan yönetici, öğretmen, veli ve öğrenci memnun değildir. Teftiş Kurulu Başkanlığınca Maarif Müfettişleri eğitim denetimini yerine inceleme soruşturma ve kurum açma /kapama iş ve işlemlerini yapmak durumunda bırakılmış, bu da yetmez gibi asıl görevi eğitim ve öğretim işleriyle uğraşmak olan birçok okul yöneticisi de uzmanlık alanında olmamasına rağmen muhakkik olarak inceleme soruşturma görevi yapar hale gelmiştir. En son 2017 Ağustos ayı itibariyle resmi gazete de yayımlanan MEB Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin 49. maddesinin (7) fıkrasında “Bakanlık teşkilatı birimleri ile okul ve kurumların denetiminin üç yılda bir periyodik olarak yapılması esastır” şeklinde yer alan düzenleme de insana pes artık dedirtecek türdendir. 5000 Maarif müfettişi kadrosuyla şimdiye kadar etkin ve verimli bir denetim hizmeti sunamamış Teftiş Kurulu Başkanlığının 450 Bakanlık Maarif Müfettişi kadrosuyla üç yılda bir periyodik olarak bu hizmeti sunacağım demesi gerçekle bağdaşmayan uygulamaların devam edeceğinin yasal bir ifadesi olarak ortaya çıkmış ise de; bu, eğitim öğretim düzeyinin “mükemmel” olduğunun bir göstergesi olarak değil, vahametin yasal ifadesi olarak ortaya çıkmıştır; sürdürülmesi mümkün değildir. İvedilikle, denetim/teftiş şurası organize edilmeli, bu şurada edinilen sonuçlar sahada ivedilikle uygulanmalı, bu sonuç ve uygulamaların saha dönütleri, geleceği de örgütleyen somut yasal düzenlemelere dönüştürülmelidir. Nihayette “bir yerden başlamak gerek”tiği de açıktır.

 

 

Nermin TAŞCIOĞLU

TEM-SEN Genel Başkanı


Nermin TAŞÇIOĞLU » Yazarın Diğer Yazıları

Yoruma Kapalıdır..


Yukarı Geri Ana Sayfa